Reklam Alanı

Avrupa'nın Sahipleri Hikaye




Avrupa’nın sahipleri...

Bundan yüzyıllarca önce Avrupa bir bütündü. Dostluk ve kanaat içinde yaşayan üç büyük kabile; cermenler, galyalılar ve büyük roma imparatorluğu sefahat içinde yaşamaktaydı. Aralarındaki dostluk ve yardımlaşma geçmişte her süre el ele zafere yürümelerinin kapısını açmıştı. Cermenlerin savaş meydanlarında adeta çılgına dönen barbar askerleri, Galyalıların herhangi bir tehtit karşısında üç imparatorluğu bile koruyabilecek mükemmellikteki müdafa stratejileri, Romalıların ise dize getirilen düşman kentlerindeki hızlı tekrar yapılanma ve inşaa kabiliyetleri onları tüm Avrupa’nın hakimi oluşturmaya yetmişti.

Avrupa haritasının engüzel yerlerine yerleşmiş rahatlık içinde gününü gün eden, tüm Avrupa’yı dize getirmiş vergiye bağlamış bu üç kabilenin nerede ise dünya üzerinde tanrıdan başka korktukları aslabirşey kalmamıştı. Hatta rivayetlere göre sağlanan refah, kazanılan cenklar, en zorlu düşmanların bile elbirliği ile kolayca dize getirilmesi üç imparatorluğun halkının gözünde krallarını tanrılaştırmış artık halk onlara tapacak derecede sapkınlaşmıştı. Bu vaziyet savaş tanrısı Ares, aç gözlü Erysichthon ‘un ve yeraltı dünyası Tartarus’un hükümdarı Hades’in sinirine dokunmaya başlamış, insanoğlunun başıboşluğunun, değerlerini yitirmelerine sebep bulunduğunu düşünmeye başlamışlardı. 500 senedir devam eden Avrupa hükümdarlığı üç halkın insanlarına kutsal değerleri unutturmuş, tanrıların gücü hafife alınmaya başlanmıştı. Halk arasında dilden dile anlatılan kahramanlık hikayeleri, kulaktan kulağa geçtikçe bozulmuş kimi hikayelerde Roma imparatoru Sezar’ın bir kılıç darbesiyle savaş tanrısı Ares’i nasıl yere serdiği, kimisin de ise Cermen kralı Teutobod’un Hadesi’in elinden ölü ruhları kurtarıp dünyaya geri getirdiğini anlatan mitlere dönüşmüştü.

Ares, Erysichthon ve Hades meydana getirilen bu büyük saygısızlıklara daha fazla dayanamayıp insanoğluna bir ders vermeyi uygun bulana kadar bu konum böyle sürüp gitti...


Yaklaşan karanlık...

Üç imparatorluğa acımasızca iyi bir ders vermek ve akıllarını başlarına getirmek için ağlarını ören Ares, Hades ve Erysichthon’un gölgeleri Avrupa kara bir bulut olarak düştü. En büyük cezayı Sezar’a adeta tapan Roma halkının çekmesi gerektiğini düşünen üç tanrının, içinde bulunduğu durumun sarhoşu olan, kibirli ve kendine fazlasıyla güvenen Sezar’ı ayartmaları uzun sürmedi.

Sezar yaptıklarının bedeli olarak lanetlenmiş, adeta bir gecede 500 senelik dostluğu unutmuş, gözünü hırs bürümüş, aç gözlü bir hükümdara dönüşmüştü. Aslına bakarsak Sezar’ın cezası, Cermen ve Galya krallarınınkinin yanında bir hiç kalırdı. Çünkü onlar 500 senelik dostluğun Sezar tarafından bozulmasına şuurları açık bir şekilde tanıklık etmekle cezalandırılmıştılar.


Romalılar sezarın komutasında oluşturulmuş görkemli orduları ile Cermen ve Galyalılar’ın hiç beklemediği bir hareketle tüm Avrupa’da kan dökmeye başladı. Cermen yada Galyalı demeden zengin toprakları olan tüm soyluları öldürüp yerlerine Romalı pretoryanları getirmekteydiler. Sezarın muhteşem ordusu ve ansızın değişen tavırları karşısında afallayan Cermen ve Galya hükümdarları, olan bitene upuzun bir süre anlam verememiş, sessiz kalmış, Sezar Orta Avrupa’ya kadar gelmiş nerdeyse iki hükümdarın kapısına dayanmıştı. Bardağı taşıran son damla Sezarı’n ordusuna bağlı 35.000 kişilik bir lejyoner birliğinin, Arausio adı verilen Cermen korumasındaki kusal topraklarda, 17.000 kişilik Cermen ordusunu ani bir baskınla katletmesi ve Arausio topraklarına el koyması oldu.


Üç kardeşin savaşı...

Rutin toplantılarını yapmakta olan Galya ve Cermen hükümdaları, Teutobod ve Brennus’un, iştişare ettiği aniden gelen Arausio topraklarının düştüğü haberi üzerine Teutobod tüm haşmetiyle oturmuş olduğu yerden kalktı, masaya arkasını döndü, arkasındaki barok pencereden dolunaya doğru bir müddet baktıktan sonrasında Galya hükümdarı sanki yanında yokmuş, sanki bir plan yapmak üzere toplanılmamışcasına unutulmuş eski bir dilde diye bağırarak başkumandanı Abadon’u çağırdı. Bir terslik olduğunu Teutobod’un sesinden anlamış fakat ne olduğuna dair bir fikri olmayan Abaddon merakla odaya girdi. Teutobod başkumandanına ordusunu kıyamete nekadar zamanda hazırlayabileceğini sordu. Abaddon yüzündeki merak ifadesi yerini şaşkınlığa bırakmış, içini hafiften bir telaş kaplamıştı. Kendinden kesin bir sesle bir aylık bir süre zarfında Zeusu bile tahtından indirebilecek güçte bir ordu hazırlayabileceğini söylemiş oldu. Teutobod orduların hazırlanması, gerekli erzak stoklarının yapılması, zırh ve silah dökümhanelerinin 24 saat aralıksız çalışması üzerine emirler verdi. Olan olmuş, bıçak kemiğe dayanmış, Cermenler Sezar’ı durdurmak, görkemli ordusunu hezimete uğratarak geldikleri yere kısaca Batı Avrupa’ya geri göndermek üzere hazırlıklara başlamıştılar.

Teutobod dilinin ucundaki soruyu kelimelere dökmedende olsa gözleri ile Brennus’a o zamanı suali sordu. “Peki ya siz?” Brennus, 500 yıldır dost olan Cermen’leri yanlız bırakamayacağını biliyordu. Kararı ani, olmasıyla birlikte da netti. Galya, güçlü ve barbar Cermen ordusunun hazırlanması için lüzumlu vakitı kazanmıştırrabilmek için muhteşem savunmalarıyla Sezar’ın ilerleyişini yavaşlatma ve verdirdikleri kayıplarla onu zayıflatacak böylece Sezarın daha da içeriler sokulmasına engel olacak, bu şekilde savunma çemberini geniş tutarak başkentleri koruyacaktılar.

Şimdiki zamanla geçen bir ay nihayetinde sezarın 250.000 elit lejyoner, 175.000 pretoryan, 150.000 emperyan, 20.000 Equites Imperatoris atlısı ve 22.000 Equites Caesaris süvarisinden oluşan, koçbaşları ve savaştıkları her meydana alev alev ölüm kusan ateş mancınıklarıyla desteklenmiş ordusu galya savunmalarında ağır kayıplar vermiş, birçok galyalı kahramanın cesurca çarpışmaları sayesinde hız kesmek zorunda kalmıştı.

15 gün sonra....

Cermen ordularındaki son hazırlıkların da bitmesi ve asyadan fetihten dönen 15.000 toyton şövalyesininde aralarına alınmasıyla Cermen ordusu kıyım ve katliyama hazır hale gelmişti. İki kral kim bilir son kere birbirleri ile mevzuştuklarının bilincinde ancak yazgı karşısında çaresiz bir şekilde yapmış oldukları akşam toplantısında, ertesi günün şafağında Roma asker kamplarına ilk müttefik saldırıyı gerçekleştirme kararı aldılar.

12 Saat sonra...

Şafak sökmek üzere iken yola çıkan ve alaca karanlıkta ilerleyen ordular, yol süresince elde ettikları romalı equites legatileri tek tek susturmuş, öncü birlikler sessizce sezarın gözcü kampına varmıştı. Artık geridönüş yoktu; Avrupa tarihi baştan yazılmak üzereydi. Roma öncü birliği kampı çevreını saran Cermen ve Galya birlikleri içeriden danışma gelmesini bekliyordular. İlk gelen haberlere nazaran 3 alaydan oluşan 25.000 kişilik bir lejyoner birliği kampını çevirmiştiler.

Şafağın sökmesine dakikalar kala alaca karanlığın içinden kampın ortasına düşen taşla lejyoner kampı hareketlendi. Cermen ve galya mancınıkları erzak depolarını hedef almış, savaşın uzaması halinde gelebilecek desteği önlemek ve Roma kampını aç suzuz bırakmak üzere atışa başlamıştı. Roma kampı etrafında birden alevlenen seksenbin meşale alacakaranlığı gündoğumuna çevirmişti.

Neye uğramış olduğunı şaşıran Sezar’ın gözcü kampındaki öncü birlikler büyük bir direnç gösterdi. Gökten meteor yağarmışcasına taş yağıyordu. Tam bir hedef saptayamasalarda lejyoner kampı mancınık ekipleride kör mancınık atışlarıyla karşılık vermeye başladılar. Kışla binası, arkasından ahırlar bir bir isabet almış ortalık mahşeri andıran bir hale dönmüştü. 3. Alay Komutanı Daryus Filuos kuvvetlikle komuta etmiş olduğu bir tabur lejyoneri müdafa hatlarına çekmeyi başarmış geri kalan öncü birliklerin tüm bunlarna yakını öğlen saatlerine doğru, ya esir düşmüş yada Cermen ve Galya ordusunun gazabına uğramıştı. Akşam saatlerine doğru cepeden gelen haber Sezar’a ulaştığında güneş batmak üzereydi. Sezar usulca yanına sokulup haberi kulağına iliştiren habercinin yüzüne “nasıl?” der benzer biçimde bir ifadeyle bakakalmıştı. Niçin equites legatilerden bir uyarı haberi gelmediğine bir anlam veremezken öncü birliğinin çekilişi ve ağır kayıpları haberini çaresizce kabullendi. Birşeyler yapmalıydı, bu gidişi durdurmalıydı; yada enazından Ares , Hades ve Erysichthon, orta Avrupa’nın çoktan pembeleşmiş rengini kızıla çevirmek için onu daha da dürtmüştü.

3 alay Roma askerinin dağılışı ile ilk büyük zaferini kazanan Teutobod ve Brennus aldıkları cesaretle Roma ordusu üzerine doğru ilerlemeye devam etti. 8 gün süren ileleyiş nihayetinde orta Avrupa’ya oluşturulan kapı olarak malum Travian düzlüklerinde son buldu. 801 kilometre boyunca göz alabildiğine uzanan düzlüklerde ordular nihayet karşı karşıya gelmişti.



Son Çarpışma...
19 cepheye düzlükler boyunca dağılmış birlikler düşman kamplarını silik de olsa görebiliyorlardı....

Savaşlar 42 gün 42 gece süresince ilk günkü hızında devam etti. Her iki tarafın askerleride insan üstü savaşım gösterdi. 42 gün süresince sınırlı erzak, uyku ve süre süre fenaleşen hava şartları hiçbirini yıldıramadı. Hergün cephelerden gelen haberlerde askerlerin binlerce askerin öldüğü söyleniyor ama kimse bir adım geri atmıyordu. Geceleri gündüze bakılırsa daha sessiz olan savaş meydanlarında, yaralıların inlemeleri, tek tük de olsa meydana getirilen kör mancınık atışlarının sesleri yankılanıyordu. Tüm Avrupa, Cermen, Galya ve Roma kanıyla sulanmış Ares, Hades ve Erysichthon keyiften dört köşe olmuştu....

Her ataksında Galya savunmalarında binlerce askeri tuzaklara düşen ve ölen Roma iyice zayıflamış, Cermenlerle göğüs göğüse yaşanan meydan cenklarında, insanlıktan çıkmışçasına tokmak ve balta sallayan Cermenler binlerce Roma askerini katletmişti. Roma İmparatorluğu kuvvetliydü, bilim ve teknikte ilerlemiş, her alandaki kalite anlayışlarıyla uzun yıllar Batı Avrupa’da yargı devam etmiştü ancak artık dayanacak gücü kalmamıştı. Galya savunmalarını geçmenin olanakı olmadığı benzer biçimde meydanlarda Cermenlere de bir üstünlük kuramamıştılar.

Ancak Sezar bir türlü geri adım atmıyor, adeta Orta Avrupaya çivi benzer biçimde çakılmıştı. Onun bu aç gözlülüğü ve bir hiç uğruna barışı bozup tüm Roma’yı felakete doğru sürüklüyor olması kendi halkınında tepkilerine niçin oluyordu.

Günden güne eriyen Roma ordusu 42. Günün sabahı çekilmek zorunda kaldı. Yüksek Travian düzlüklerinden alçak kesimlerdeki batı Avrupa içlerine kısaca evlerine doğru çekiliyorlardı.

42. Günün sabahında Avrupa’da güneş bir başka dünyaya geldi. Cermen hükümdarı Teutobod travian platosundan, batı Avrupa topraklarına hakim bir tepeden bakarken tarafındaki ebedi dostu Galya hükümdarı Brennus’a eliyle ileriyi işaret ederek : dedi şu demek oluyor ki “sezar artık ait olduğu yerde, batı Avrupa kapısının (traniah) ötesinde” dedi.

Ne Roma imparatorluğu çöktü, ne de Galya ve Cermen hükümdarlarının tüm Avrupa’yı elegeçirme düşüncesi vardı. Tanrıların insanoğluna kendilerini hatırlatmak için oynadığı bir oyundu tüm olanlar. İşede yaramıştı, savaş esnasında edilen dualar, sunulan adaklar insanoğlunun aklını başına getirmişti. Ağır bir bedel ödediler ama enazından kendilerine saygılarını yeniden kazandılar. Roma İmparatorluğunun çöküşüne kadar, 300 yıl daha dostluk ve barış içinde geçmişteki hatalarından ders alarak yaşadılar

Hiç yorum yok